Almanya’nın yakın geçmişi döner-kebapla hareketlendi

Almanya’daki ilk döner büfesi 1972’de açıldığında, kimse bu yiyeceğin yemek kültürünü değiştireceğini, üstüne şarkılar ve kitaplar yazılacağını, siyasetçilerin vaatlerine konu olacağını tahmin etmemişti. Başta en çok karşı çıkan ırkçıların bile zamanla tutkunu olduğu döner, bugün 7 milyar Euro’luk cirosuyla ülkedeki birçok tartışmanın merkezinde.

Almanya Federal Bankası’nın eski yönetim kurulu üyesi, eski eyalet maliye bakanı, SPD’de (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) siyaset yapan Thilo Sarrazin için 13 Eylül 2011 tarihi tam bir felaketti. Sarrazin’in hatası, Alman ZDF kanalının davetini kabul ederek 70’lerden bu yana “Küçük İzmir” ya da “Küçük İstanbul” diye adlandırılan, Türklerin ve diğer göçmenlerin kalabalık olarak yaşadığı Berlin’in Kreuzberg semtine kameralar eşliğinde bir ziyaret yapmasıydı.

sosyaltarih-1
Irkçı görüşleriyle tanınan siyasetçi ve yazar Thilo Sarrazin, 13 Eylül 2011’de Türklerin yoğun olarak yaşadığı Berlin’in Kreuzberg semtini ziyaret ettiğinde Türk pazarcıların tepkisini çekmişti.

Pazar yerinde sebze-meyve satan Türk pazarcılar, sokakta kendisini görenler büyük tepki gösterdi. Kreuzberg’in en tanınan dönercilerinden birine girdiğinde aralarında semt sakini Almanların da olduğu bir grup kapıya toplanmış, “eğer ona döner servisi yaparsanız kapınızdan içeri bir daha girmeyiz” diyerek restoran sahiplerini uyarmışlardı. Sarrazin mekandan ayrılmak zorunda kalacak; ertesi gün gazeteler “Sarrazin’e döner yok” başlıkları atacaktı.

Bütün mesele Sarrazin’in kaleme aldığı Almanya Kendini Bitiriyor adlı kitaptı. Sarrazin, Almanya’nın göçmen politikasının ülkenin sonunu getireceğini; Türk göçmenlerin döner-kebap dışında Almanya’ya katkıları olmadığını; hattâ eğitimsizlik ve bariz zeka düşüklükleri sebebiyle Alman toplumunu da gerilettiklerini yazmıştı.

Sarrazin kitapta yazdıkları ve verdiği demeçler sebebiyle kendi partisi içinde bile istenmeyen adam ilan edilmişti ama diğer tarafta başka bir gerçek vardı: Kitap çok satanlar listesinden inmiyordu ve 2020’lere gelindiğinde toplam satışı 1.6 milyonu bulmuştu.

Kitabın çok tartışıldığı 2010’da, taz gazetesi kültür editörü Ulrich Gutmair, 80’lerde “Alman Yeni Dalgası” olarak adlandırılan müzik akımının öncülerinden Gabi-Delgado Lopez (1958-2020) ile bir söyleşi yaptı. Konu bir yerde Sarrazin’in kitabına geldiğinde, o sırada 52 yaşında olan yılların punk müzisyeni “Almanya, Avrupa’daki tüm ülkelerden daha fazla yabancı işgücüne bağımlı. Tüm Batılı ülkelerin 3. Dünya’ya tarihsel bir borcu var. Tüm zenginliğimiz 3. Dünya’nın sefaleti üzerine kurulu. Ben sınırdışı uygulamalarına da tamamen karşıyım. Bu insanlar ülkelerinde siyasi zulüm gören veya ekonomik sebeplerle göçmen olan yoksul insanlardır. Bu insanlara o kadar çok şey borçluyuz ki, hepsini kabul etmeliyiz” dedikten sonra Sarrazin’in kitabına ilişkin şu cümleyi söylüyordu: “Almanya, Almanya her şey bitti!” Bu, 1978’de yazdığı ve Alman punk müziğinin ortaya koyduğu belki de gelmiş geçmiş en büyük hit olan, sadece 9 dizelik “Kebabträume” (Kebap Rüyaları) şarkısının sondan bir önceki dizesiydi. Lopez, şarkıyı Kreuzberg’de bugün hâlen faaliyette olan SO36 adlı kulüpte Batı Berlin’de gördüğü manzaradan etkilenerek yazmıştı.

1990’da iki Almanya’nın birleşmesine dek Batı Berlin; Doğu Almanya’nın ortasında, etrafı duvarla çevrili, denizin ortasındaki ada misali bir yerdi. Batı Almanya’dan Batı Berlin’e ulaşmak için Doğu Almanya’dan transit geçen otoyolu kullanmak gerekiyordu. Doğu Almanya topraklarına girerken Lopez bir sorunla karşılaştı; çünkü kendisi, İspanya’daki Franco rejiminden kaçan marksist bir İspanyol akademisyenin 8 yaşında Almanya’ya gelmiş oğluydu. Almanya’da göçmenlerle, onlar gibi çok zor şartlar altında büyümüştü ve İspanyol vatandaşıydı. İspanya ile Doğu Almanya arasında diplomatik ilişki olmadığından geçiş izni alması biraz uzun sürdü.

sosyaltarih-2
Bu yıl Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Almanya Büyükelçiliği’ne ait Tarabya rezidansında verdiği davette döner kesiyor. Yanındaki Almanya’dan getirilen döner ustası Arif Keleş

    Lopez’in Düsseldorflu punk grubu Mittagspause ile hayatında ilk defa Batı Berlin’i ziyaret etmesinden 5 yıl önce (1973) Der Spiegel dergisi Türk göçmenleri ve Kreuzberg semtini ele almıştı. Resmî rakamlara göre semtte yaşayan 160 bin kişinin 20 bini Türk vatandaşıydı. Polis yetkililerine bakılırsa bunun yüzde 15’i kadar da kaçak kalan vardı. Sosyal hizmetler yetkilileriyse polisin tahminlerini iyimser bulmuş, resmî rakamın yüzde 40’ı kadar da kayıtdışı bir nüfusun olabileceğinden söz etmişti. 1972’de Kreuzberg Belediye Hastanesi’nde doğan 1720 çocuğun 650’si dünyaya Türk vatandaşı olarak gelmişti.
    Kreuzberg’de Der Spiegel’in deyimiyle “adı Ali ya da Selim olan” 14 yaş altında 5 bin çocuk vardı.

    1972, o sırada kimse farkında olmasa da, Alman yemek kültürünün kökten değişmesine sebep olacak sürecin başladığı yıldı aynı zamanda. Türkiye ile Batı Almanya arasında 30 Ekim 1961 tarihli İşgücü Antlaşması’nın imzalanmasının hemen ardından Almanya’ya gelen ilk kişilerden olan Kadir Nurman adlı Türk işçisi, Batı Berlin’de ekmek arası döner-kebap satan ilk insan olarak tarihe geçecekti. Tarihe geçme kısmı lafın gelişi değildi; 24 Ekim 2013’te 80 yaşında hayata veda ettiğinde tüm Alman medyasındaki başlıklar “Dönerin Almanya’daki yaratıcısı öldü” şeklindeydi.

    Nurman’ın ilk müşterileri Türkler ve Araplardı. Almanlar arasında da “Türk bir adam var, çok lezzetli, farklı bir şey yapıyor” diye sözedilen döner-kebap giderek yayılıyordu. 1 yıl içinde Berlin’de, özellikle Kreuzberg’te dönerciler çoğalmaya başladı.

    sosyaltarih-3
    Alman siyasetçiler döner keserken poz vermeyi çok seviyor. 2005-2021 arasında Almanya Başbakanı olan Angela Merkel, bir seçim öncesinde

    Ağustos 1978’de grubuyla beraber Batı Berlin’e gelen Lopez de, sahneye çıkacakları kulübün bitişiğindeki Türk dönercide yemek yemişti. 3 ay sonra bir defa daha konsere geldiklerinde, grup sahneye mavi işçi tulumlarıyla çıktı. Konserin tam ortasında müziği kestiler; bir masa koyup sandalyelerini çekerek yemek yemeye başladılar. Grubun adı Mittagspause, zaten “öğle paydosu” ya da “öğle yemeği” arası anlamına geliyordu ve sahnede yedikleri de elbette döner-kebaptı!

    “Kebap Rüyaları” şarkısı ise esas patlamasını, sahnede döner-kebap yedikleri konserden kısa bir süre sonra Lopez’in kurduğu yeni grubu DAF’la yapacaktı. Şarkı “Kebap rüyaları duvar kentinde/‘Türk-Kültür’ dikenli tellerin içinde” diye başlıyordu ve “Doğu Almanya’da bir Yeni-İzmir/Atatürk yeni efendidir” diye devam ediyordu. Sondan bir önceki dize “Almanya, Almanya her şey bitti” derken şarkı defalarca tekrarlanan “Bizler geleceğin Türkleriyiz” dizesiyle bitiyordu.

    Gabi-Delgado Lopez 22 Mart 2020’de 62 yaşında hayata veda etti. En bilinen şarkısı “Kebabträume” (Kebap Rüyaları) ise bugüne dek 40’ın üzerinde sanatçı tarafından, farklı düzenlemelerle seslendirilmiş durumda. Şarkıya ilham veren ve 1973’ten itibaren bir anda sayıları hızla artan dönercilerin ortaya çıkışı da aslında bugünkü siyasi ve ekonomik atmosfere kısmen benzer bir ortam yüzündendi. 1973, iş göçü anlaşmalarının askıya alındığı, savaş sonrası yaşanan ve göçmen işçiler sayesinde zirveye çıkan ekonomik mucize yıllarının sona erip rüzgarın tersten esmeye başladığı bir dönemin başlangıcıydı. Meşhur petrol krizi Batı dünyasını sarsarken enflasyon yükselişe geçmiş, hayat göçmen işçiler için de daha zor olmuştu. Kimileri kendi işlerini kurarak, kendi emeğini sömüren “emekçi patron” olmayı denediler. Ayrıca döner-kebapçı açarak iş kurmak, askıya alınan iş göçü anlaşmalarının etrafından dolanma ve memleketteki bir-iki işsiz akrabayı daha Almanya’ya getirebilme ihtimalini ortaya çıkarıyordu.

    sosyaltarih-4
    Türkiye’den Almanya’ya giden ilk göçmen işçi kafilesinden bir grup.

    ‘Geleceğin Türkleriyiz’
    2010’da yılında Thillo Sarrazin’in tartışma yaratan kitabından bahis açarak Gabi-Delgado ile söyleşi yapan gazeteci Ulrich Gutmair’in bu yılın Nisan ayında bir kitabı çıktı: Wir sind die Türken von morgen – Neue Welle, neues Deutschland (Bizler Geleceğin Türkleriyiz-Yeni Dalga, Yeni Almanya).

    Kitap 70’lerin ikinci yarısında başlayıp 80’lerin sonuna kadar devam eden ve “Alman Yeni Dalgası” olarak anılan müzikal dönemi ve arkasındaki ekonomik, sosyal, kültürel ve politik arka planı takip ediyor. Kitaba başlık olarak Lopez’in en bilinen şarkısının, dönemi için hayli kışkırtıcı dizesinin seçilmesi de boşuna değil. Gutmair, “Kebabträume” parçasının hangi koşullarda, neden yazıldığını gayet detaylı anlatıyor. Elbette 70’lerdeki Berlin’i, göçmenleri ve döner-kebabın bu hikayedeki yerini de.

    sosyaltarih-5
    Alman punk müziğinin en büyük hitlerinden biri olan “Kebabträume” (Kebap Rüyaları) şarkısının yaratıcısı Gabi-Delgado Lopez (1958-2020).

    Kitapta, Almanya’da “döner uzmanı” olarak adlandırılan gazeteci-yazar Eberhard Seidel’in Döner-Eine türkisch-deutsche Kulturgeschichte (Döner-Bir Türk-Alman Kültür Tarihi) kitabına da atıf yapılmış. Seidel’e bakılırsa, her ne kadar Almanya’da döner-kebap satan ilk kişi olarak Kadir Nurman gösterilse de işin başlangıcı daha eskiye gidiyor: “1969’da Reutlingen kentinde Bursalı biri döner satıyormuş. Fakat dükkan ruhsatı alamamış ve dönerini sadece semtlerde yapılan şenliklerde satabilmiş.” Seidel’in tespitlerine göre Frankfurt’ta 1960’ta Bosporus adlı bir restoranın mönüsünde de döner-kebap varmış ama, ekmek arası değil tabakta servis ediliyormuş. “Ama” diyor kendisi, “bunlar kısıtlı elit bir çevreye hizmet ediyordu; dargelirli insanlara hitap eden bugün bildiğimiz döner-kebap 70’li yıllarda Berlin’de bir çığır açtı.”

    Yazar Ulrich Gutmair, Gabi-Delgado Lopez’in “Kebabträume” şarkısının anlaşılması biraz güç, fazlasıyla simgesel sözlerinin tüm ironisi ve şiirselliğiyle meseleyi çok iyi kavradığı kanısında. O sırada 20’lerinin hemen başında olan Lopez ve dahil olduğu punk akımı, Alman toplumunun bugünkülere benzer paranoyalarını birçok entelektüelden çok daha iyi anlamıştı.

    Berlin Duvarı, Doğu Almanya ve Sovyetler Birliği ile birlikte çoktan yıkıldı. 1989’da Doğu Berlin’den Batı’ya geçmelerine izin verilen kalabalıklarının arasında, evlerine dönerken “Batı’da ilk olarak ne yaptınız?” diye soran televizyon muhabirlerinin mikrofonlarına “döner yedim” diye cevap veren epey insan vardı. Bu durum Türk girişimcilerin gözünden kaçmadı. Döner-kebap hızla Doğu Almanya’ya giriş yaptı. Ancak Doğu Almanların “kebap rüyası” kısa sürecekti. Artan işsizlik, ekonomik kötü gidiş ülkede özellikle genç kesimde aşırı Sağ akımların yükselmesine yol açacaktı. “Yabancılar yüzünden biz işsiz kalıyoruz” söyleminin alıcısı artık çoktu. Neonazi dazlaklar Doğu Almanya sokaklarında daha kalabalık dolaşır olmuşlardı. Dazlak saldırıları döner-kebapçıları da hedef alıyordu; bununla birlikte gayet tuhaf sahneler de ortaya çıkabiliyordu: Mesela bir köşede oturmuş karınlarını ellerindeki dönerle doyurmaya çalışan dazlaklar gibi!

    sosyaltarih-6
    Ulrich Gutmair’in Bizler Geleceğin Türkleriyiz kitabı 1970’lerin ikinci yarısında başlayıp 1980’lerin sonuna dek devam eden ve Alman Yeni Dalgası olarak anılan müzikal dönemi ve arkasındaki ekonomik, sosyal, kültürel ve politik gelişmeleri anlatıyor.
    sosyaltarih-7

    Yükselen Sağ
    Son yıllarda sadece Almanya’da değil tüm AB siyaseti içinde çok tartışılan siyasi parti AfD (Alternative für Deutschland-Almanya için Alternatif), kuruluşundan 4 yıl sonra girdiği 2017 seçimlerinde yüzde 12.6 oy alarak dikkatleri üzerine çekmişti. Federal Meclis’te 88 vekillik kazanmışlardı. Sağ popülist bir çerçeveden düzen karşıtlığı yapan parti, aynı zamanda göçmen ya da mülteci karşıtı söylemleriyle dikkati çekiyordu. Ancak alışılageldik aşırı Sağ yapılanmalara hiç benzemeyen, anlamlandırmanın zor olduğu işler de yaşanıyordu. Partinin eşbaşkanlığını yapan Tino Chrupalla, 2021’de yapılan Federal Meclis seçimlerinden önce katıldığı DW kanalında yayınlanan programda ilginç çıkışlar yapmıştı. Programın 2 moderatöründen biri olan DW Türkçe Yayınlar Yöneticisi Erkan Arıkan, kendisine “seçim sloganınız ‘Almanya ama normal’ şeklinde. Örneğin ben Türkiye vatandaşı anne-babadan Almanya’da doğmuş bir Almanya vatandaşıyım. Size göre ben normal miyim? Ya da şöyle diyelim; Alman kimliğine sahip miyim sizce?” diye sorduğunda şöyle diyordu: “Kesinlikle. Entegre olmuşsunuz. Burada bir işiniz var, verginizi ödüyorsunuz. Elbette tam bir vatandaşsınız ve bu son derece normal.” Bunun üzerine Arıkan’ın “peki o zaman benim gibi göçmen kökenli, sayıları 7.4 milyonu bulan yüzde 12’lik bir seçmen kitlesine hitap etmeyen bir programınız neden var?” şeklindeki sorusuna da, “o sizin fikriniz. Mesela benim sürekli gittiğim Türk dönercim bana oy vereceğini söylüyor” cevabını verecekti.

    sosyaltarih-8
    Yıllık cirosunun 7 milyar Euro’yu aştığı hesaplanan döner sektöründe yalnızca Türkler yok. Polonya asıllı ünlü Alman millî futbolcu Lukas Podolski de bir döner restoranı zincirinin sahibi.

    Ulrich Gutmair de kitabında buna dikkati çekiyor. Bugün yeni aşırı Sağ’ın eskisinden farklı olarak biyolojik ırkçılıktan uzak durduğunu, çok farklı dinamikler üzerinden işlediğini açıklıyor. AfD yine 1 Eylül 2024’te 2 eyalette yapılan seçimlerde Thüringen’de yüzde 32, Saksonya’da ise yüzde 30.6 oy alarak büyük başarı elde etti. Eşbaşkan Chrupalla, “biz göçmenlerin partisiyiz, göçmenler de Almanya’ya aittir” diyerek Türklerden açıkça oy istedi.
    AfD’li bir başka siyasetçi Maximilian Krah da “Türkler, göçü engelleyecek olan bir parti olarak AfD’yi seçmeli. O yeni gelenler ve daha gelecek olanlar kimin evini ve işyerini alacak?” mesajını verdi. Aslında 3 yıl kadar önce parti listesinden Avrupa Parlamentosu seçimlerine giren oyuncu Marcel Goldammer daha tartışmalı bir seçim afişi kullanmıştı. Afişte Almanya ve Türkiye bayrakları önünde hafif yan dönmüş gökyüzüne doğru bakan bir pozu vardı, yanında da aynı şekilde göğe bakan Atatürk. Afişin üzerinde Türkçe “Atatürk de olsa AfD’ye oy verirdi” yazıyordu. CHP Berlin Birliği’nin “Atatürk’ün ırkçı bir partinin seçim malzemesi yapılmasını kınayan” açıklamasının yanı sıra Almanya Türk Toplumu Teşkilatı Eşbaşkanı Atilla Karabörklü de şöyle diyecekti: “Atatürk olsa sizi önüne katar kovalardı.”

    sosyaltarih-9
    Son yıllarda sadece Almanya’da değil tüm AB içinde çok tartışılan siyasi parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) “Atatürk de olsa AfD’ye oy verirdi” afişleri Almanya’daki Türklerden tepki görmüştü.

    Alışılageldik Avrupalı ırkçı profilinden uzak bir AfD’li olan Goldhammer, aynı zamanda İsrail vatandaşı bir Yahudiydi ve İsrail ordusunda gönüllü askerlik yapmıştı. Parti içindeki “AfD’li Yahudiler” örgütlenmesinin de başkanıydı. Ayrıca eşcinseldi ve partinin “Alternatif Homoseksüeller” adlı yan teşkilatının da basın sözcüsüydü. Geçmişinde gizlemediği bir kariyeri de vardı: yüksek sosyete içinde eşcinsel seks işçiliği yapmıştı.

    Ancak parti içinde tam bir uyum yoktu. Farklı kanatlardan farklı sesler çıkabiliyordu.
    AfD’nin etkili isimlerinden, 2024’te Avrupa Parlamentosu üyesi olan Alexander Jungbluth “Biz çeşitlilik içinde birliği savunuyoruz. Bu, Avrupa’nın her yerinde döner tezgahları ve nargile kafeleri istemediğimiz anlamına geliyor” demişti örneğin.

    Eylül’deki son seçimlerin ardından başka bir tartışma başladı. YouTube üzerinden yayın yapan Alman sokak röportajı kanallarına konuşan ve AfD’yi beğendiğini, haklı bulduğunu, hattâ oy verebileceğini söyleyen Türkiye kökenli seçmenlere rastlanıyordu. Resmî olarak partiye üye olmuş Türkiye kökenli Türk ya da Kürt AfD’lilerin varlığı da biliniyor.

    Döner fiyatları bugün Almanya’da bir tür geçim endeksi işlevi görüyor. Hayat pahalılığından yakınan bir Almanya vatandaşı ya da siyasetçi “Bir dönerin fiyatı şu kadar olmuşken” diye söze giriyor. Döner ile enflasyon ilişkisine dair üretilmiş bir kelime bile var: “Dönerflasyon.”

    Her seçim öncesi Alman siyasetçilerin kameralar önünde döner kesmesi artık klasikleşmiş durumda. Muhalif siyasetçiler hükümete yaptıkları eleştirilerde döner fiyatlarını sık sık gündeme getirirken, iktidara geldiklerinde devlet tarafından sübvansiyon uygulanacağını ve fiyatı ucuzlatacaklarını vaadedenler bile oluyor.

    Almanya’da döner satan ilk kişi olarak kayda geçen Kadir Nurman hayata veda ettiğinde, hakkında “eğer uyanık davranıp patentini alsaydı, mütevazı bir hayat sürmezdi” diye yazılar yazılmıştı. “İyi de, döner onun keşfi değildi ki” denebilir; ama Nurman’ın dükkanını açtığı dönemde Türkiye’de döner, ekmek ya da pide arasında salata, garnitür, soğan eklenerek satılan bir yiyecek değildi. Tabakta servis edilir, çok sık da yenilmezdi.
    Aslında Nurman bir inovasyon gerçekleştirmiş, döner-kebabı bir fast-food şekline dönüştürerek, ucuz ve pratik bir yiyecek hâline getirmişti. Bugün Almanya’da döner-kebap sektörünün yıllık hacminin 7 milyar Euro’yu aştığı hesaplanıyor!

    Kısacası, “döner kebabın rüyaları” sürüyor. Ancak bugünkü siyasi ve ekonomik atmosferde gidişat meçhul; rüyanın karabasana dönüşmesi daha büyük ihtimal.