Merhaba
Geçenlerde sosyal medyada ilginç bir habere denk geldim. Aslında haber klasik bir haberdi ama videoda bir tuhaflık vardı. Polis nezaretinde onlarca kişi tek sıra hâlinde elleri kelepçeli yürüyor, etrafta izleyenler de onlara alkış tutuyordu. Haberin altında ise “Mersin Gümrük İdaresi’nde polisin ‘Zincir’ adını verdiği rüşvet operasyonunda 91 kişi tutuklandı.” yazıyordu. Buraya kadar tamam, memlekette az yaşanır bir olay değil bu. Fakat etraftan kopan alkış seslerine bir anlam veremedim. Haberin detayını okudukça meseleyi anladım. Anladım diyorum zira anlamak bu alkışın yanında tuhaf kalıyor. Mersin Gümrük’te rüşveti bir sisteme bağladığı iddia edilen 34’ü kamu görevlisi olmak üzere 114 kişi mahkemeye çıkarılmış, bunlardan da suçu sabit görülen 91’i tutuklanmış. Rüşvet işi belgeli, sabit. Zaten şimdi hapisteler. Ancak bu kadar kalabalık bir güruha destek alkışı tutan yakınları, akrabaları ve arkadaşlarına ne denir ki? Rüşvete, rüşvet alana alkış tutulur mu? Daha önce böyle bir olaya şahit olmamıştım, çağ atladık vallahi…
Bu topraklarda rüşvet maalesef yüzyıllardır var. İşimiz tarih olduğu için tarihten, özellikle Osmanlı arşivlerinde kayda alınmış 18. yüzyıldan birkaç örnek vereyim: “Bursa’da Alaaddin Bey Camii’nde imamlık yapan ulema sınıfından Hamza Efendi, mahallesindeki bir parça yeri zapt etmek için İstanbul’a, Şeyhülislam’ın mührünü taklit ederek sahte mühürlü mektup yazmış, bununla birlikte rüşvet almaya da cüret ettiği için Limni Adası’na sürgün edilmesine karar verilmiş…
Yine Erzurum müftüsü Abdurrahman Efendi’nin kötü işleri ve rüşvetten dolayı sürgün edildiğini ve taraftarlarının da te’dib [terbiye] edilmesi hakkında hüküm verildiği anlaşılıyor…” (Kemal Daşcıoğlu, “Osmanlı Döneminde Rüşvet ve Sahtekârlık Suçları ve Bunlara Verilen Cezalar Üzerine Bazı Belgeler”, Sayıştay Dergisi, Sayı 59.)
Enflasyon
Arada bir Kadıköy’de bir mekânda yapılan stand-up gösterisine gidiyorum. Sahne alan isimlerden Berk Karan’ın bir şovunda söylediği sözler çok komik olmakla beraber gerçek ve düşündürücüydü. Diyor ki, “Enflasyon yüzünden ‘Kim Milyoner Olmak İster?’ adlı yarışmanın ismi üç kere değişti bu memlekette. ‘Kim 500 Milyar İster?’ diye başladılar, sıfır attılar ‘Kim 500 Bin İster?’ oldu, en son milyoner oldu…” Yarışma programlarından bile ülke ne hâlde anlıyorsun… Evet, hiç şüphesiz enflasyon ülkenin en büyük dertlerinin başında geliyor. İnsanların alım gücü eski yıllara göre çok azalmış vaziyette. Bunu kurumların istatistiki verilerinin yanında üstte bahsettiğim halk dilinden anlamak, görmek daha değerli bence. Bu duruma ne denir siz değerli okuyucularımızın yorumuna bırakıyorum.
Şubat Sayımızın Dosya Konusu
Suriye meselesi doğal olarak çok konuşuluyor. Hemen burnumuzun dibinde gerçekleşen hadiselerden biz de uzak duramazdık. Derinlikli ve detaylı bir “Suriye” dosyası hazırladık; dünü ve bugününe mercek tuttuk, yarın ne olabilir ona baktık. Hasan Mert Kaya, konuyu Neolitik Çağlardan başlayarak ele aldı ve 20. yüzyıla kadar araştırdı. Deniz Ülke Kaynak ise Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, özellikle Suriye’nin Fransa etkisi altındaki yıllarından Baas rejimine, savaşlara ve bugün yaşanan son gelişmelere kadar konuyu irdeledi. Bu iki yazının bütünlüğünü tüm okurlarımıza tavsiye ederim. Ayrıca Haşim Şahin’in “Selçuklular’ın Suriye’deki Savaşı”, İzzeddin Çalışlar’ın “Tam Bir Asır Önce: Suriye’de Zorla Güzellik ve İsyan” ve Şaduman Halıcı’nın “Mustafa Kemal’in Suriye Günleri” yazıları da dosya konusuna önemli bir katkıda bulundu. Suriye’yi sadece Suriye’de yaşanan olayların çatısı altında görmemek lazım. O sebeple bahsettiğim yazılar Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi penceresinden de anlaşılabilecek yazılar oldu.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere…
Saygılarımla
