Merhaba
Bu yazımda sizlere biraz Türk Dil Kurumu’ndan (TDK) bahsedeceğim. Biz yayıncılar zaman zaman tartışırız; bu terim TDK’de böyle kullanılmış ama aslında şöyle vermek daha doğru olur der ve uygularız. Her ne kadar bu konuda edebiyat tarihimizden örneklere bakarak kendi bilgimiz, tecrübemiz dâhilinde hareket etsek de mutlaka TDK’ye bakarız, dikkate alırız. TDK zaman zaman kelimeler ve yazım kurallarını güncelliyor, değiştiriyor. Bununla ilgili olumlu olumsuz eleştiriler alsa da köklü tarihe sahip bir kurum kimliği var, bunu unutmamak lazım.
12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti ismiyle bizzat Atatürk tarafından kurulan Türk Dil Kurumu’nun bazı kurucuları bakın kimler; Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Sâmih Rif’at gibi dönemin tanınmış edebiyatçıları ve düşün insanları. Türk Dil Kurumu’nun iki büyük amacı var: Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak ve Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm üretmek.
Euro 40 TL’yi Gördü
Geçtiğimiz günlerde özellikle ABD’de Trump’ın uyguladığı ekonomik politikalardaki tedirginlik sebebiyle bizde Euro 40 TL’yi gördü. Çalkantılı ekonomimiz iki ileri bir geri seyretmeye devam ediyor. Bu arada geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millî gelirimiz 1,3 trilyon doları, kişi başı gelirimiz 15 bin doları geçti. Yatırım ve ihracat rüzgârını arkamıza alarak daha güçlü büyüme sergileyeceğiz.” dedi. Bunu biraz açalım: Millî gelirde kişi başına 15 bin dolara ulaşmamızın altında yatan gerçeğin kurun baskılanması olduğunu söylemek lazım.
Hatırlarsanız Erdoğan 2023 yılında da “Türkiye’nin kişi başı millî gelirinin 25 bin dolar olacağını” söylemişti. Ayrıca aynı yıl, “500 milyar dolar ihracat hedefine ulaşmayı hedefliyoruz.” da demişti. Günümüzde ancak yarısına ulaşabildik. Dolayısıyla rakamlar pek birbirini tutmuyor. Kısaca Türkiye’de döviz kurunu düşük tutarsanız enflasyonla da Türk lirası cinsinden geliri şişirirseniz kişi başına millî gelir dolar cinsinden artar. Döviz cinsi baskılandığı için 15 bin doları görebiliyoruz. Ama temel ürün fiyatları dolar ve euro cinsinden bile Avrupa ülkelerinin üzerinde. Maalesef bunun adı fakirliktir.
Edip Akbayram’ın Ardından
Bazen, çok sevdiğiniz ama kaybettiğiniz biriyle ilgili önünüze öyle bir anekdot düşer ki her şeyi bırakır iç dünyanıza dönersiniz. Sosyal medyada karşıma onun, “Darmadağın” adlı parçası çıktı. Bir dinledim, iki, üç derken darmadağın olduğumu fark ettim. Edip Ağabey’i çok özleyeceğim… 2 Mart’ta kaybettiğimiz müzik dünyamızın efsane ismi, arkasında binlerce belki milyonlarca seven bıraktı. Kalabalık cenaze töreninde gördüm ki her kesimden insan oradaydı. Yaklaşık 20 yıl kadar önce yaptığım bir Edip Akbayram belgeselinde tanımıştım o güzel insanı. Samimiyetine ve sıcak ilişkilerine hayran kalmıştım. Son konuşmamızda “Sanatının 55. Yılı” kutlaması için mekân sıralıyorduk. O mekânların başında da CRR Konser Salonu geliyordu. Maalesef aynı salonda cenaze töreni oldu Edip Ağabey’in. Yaptığım belgesel filmin sonunda şöyle diyordu: “Hayatım boyunca maddiye hiç önem vermedim, yaşadığım topluma güzel şeyler vermeye çalıştım. Benim bundan sonra çocuklarıma ve ülkemdeki insanlara bırakacaklarım; ürettiklerim, bir de namusum ve onurumdur.”
Özel Dosya: Adalet ve Ekonomi
Her sayımızın olmazsa olmazı özel dosya. Tüm yazıların omurgasını da biraz ona göre oluşturuyoruz. Bu sayıda memleketin geçmişten günümüze “Adalet ve Ekonomi” ilişkisine mercek tuttuk. İbrahim Tokatlıoğlu “Türkiye Ekonomisinin Bölüşüm Sorunu”nu ele aldı. Murat Muratoğlu ise daha çok bugünü anlatmakla birlikte “1870’ten 2025’e Ekonomide Ne Değişti?” dedi. Bu yazılara destek olabilecek Şaduman Halıcı, Y. Doğan Çetinkaya ve Erol Gezeroğlu’nun nefis yazılarını da okumanızı tavsiye ediyorum.
İyi bayramlar diliyorum. Bir sonraki sayıda
buluşmak üzere…
Saygılarımla
