Sadakat mi Liyakat mi?


hilafetin son yılları işbirlikçilikten teslimiyete evrilmiş; vatan savunmasında bulunanların “hain” ilan edilmesine, katledilmelerinin “caiz” olmasına kadar varmıştır. istanbul’un işgalini engellemek için hazırlanmayan birlikler, “kuva-yı inzibatiye” adı altında kuva-yı milliyecilere karşı örgütlenmiştir. emperyalistler, anadolu’da başlayan “kurtuluş”un engellenmesi için sadakatte kusur etmeyen damat ferit’leri bulsa da karşılarında liyakatle halkın mücadelesini buluşturan mustafa kemal’i ve kuva-yı milliyecileri bulmuştur.

Sadakat mi Liyakat mi?
Fotoğrafın üstündeki yazı: Reis-i Cumhur Gazi Paşa hazretlerinin memleketimizi teşrifleri münasebetiyle Hükümet Konağı önünde alınan fotoğrafları. Erkân-ı hükümet arasında, 1 Teşrin-i evvel (Ekim) 1340 (1924).

Millî Mücadele günleri yalnız emperyalizme karşı verilen bir savaş değildir. Millî Mücadele aynı zamanda İstanbul ile Ankara arasındaki iktidar savaşına da sahne olmuştur. İstanbul’da egemenliği Tanrı’dan aldığını söyleyen ve bu söylemle ülkeyi yöneten bir padişah ve hükümeti vardır. Ankara’da ise egemenliği milletten aldığını söyleyen ve “Egemen Türk milletidir.” diyen Mustafa Kemal Paşa ve TBMM Hükümeti vardır. Dolayısıyla İstanbul ile Ankara arasındaki savaş bir iktidar/egemenlik savaşıdır.

Bu savaş aynı zamanda bir sadakat ve liyakat savaşıdır. Peki, bu savaşta sadakat mi galip gelir liyakat mi?

Neden böyle bir soru soruyoruz? Çünkü Damat Ferit Hükümeti iktidar/egemen benim diyebilmek için sadık kullarını göreve çağırır. Nasıl mı? Anlatalım.

Sadakat_mi_Liyakat_mi-1
Gazi Mustafa Kemal Erzurum’da, Ekim 1924.

Erzurum Kongresi’nden Misak-ı Millî’ye…
Biliyorsunuz Damat Ferit, Vahideddin’in ve tabii ki İngilizlerin pek sevdiği bir sadrazamdır. Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki milliyetçiler Padişah’ın kapattığı Meclis’in yeniden açılmasını, bu açılışın önünde engel olan Damat Ferit’in de istifasını ister. İstekleri olur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi Damat Ferit istifa eder, 2 Ekim 1919 günü kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti1 seçim kararı alır. 12 Ocak 1920 günü İstanbul’da Mebuslar Meclisi açılır.2

Meclis, 28 Ocak günü cesur bir kararın altına imza atar. Erzurum Kongresi’nden itibaren milliyetçilerin ilmik ilmik dokuduğu Misak-ı Millî’yi kabul eder. Türk milletinin -kapitülasyonlar gibi- uygarca yaşamasına engel olacak hükümler içeren bir barışı kabul etmeyeceğini duyurur bu belge ve emperyalistleri can evinden vurur. Zira Anadolu’daki millî hareket onlara, gözleri önünde meydan okumuştur. İtilaf Devletleri İstanbul Hükümeti’nden milliyetçileri yok sayan bir açıklama ister. Açıklama gelir. 14 Şubat günü Ali Rıza Paşa, millî iradenin tek “tecelligâhının” yani ilahi gücün belirdiği tek merkezin İstanbul’daki Meclis olduğunu duyurur. Mustafa Kemal’in yanıtı gecikmez. 17 Şubat günü Müdafaa-i Hukuk derneklerinden, “Vatanı ve millî varlığı kurtarmak esasından ibaret olan millî teşkilatın, vatanın her köşesini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmasını” ister.3 Milliyetçi güçler de boş durmaz. Emperyalist gemilerine ve askerlerine rağmen Akbaş Cephaneliği (Eceabat Yakınlarında) basılır, yüzlerce tüfek ve sandık sandık cephane Anadolu’ya kaçırılır.4 Maraş’ta da halk Fransız-Ermeni zulmüne karşı kahramanca yürüttüğü mücadelenin ürününü toplar, onları kentlerinden atar. Gelişmeler emperyalist devletlerin ve onların işbirlikçilerinin saygınlığını yerle bir ederken Türklerin kendi gücüne dayanarak emperyalizmi topraklarından atacağına olan inancını perçinler.

İstanbul İşgal Edilecek!
Demokrasi havarisi kesilen emperyalistlerin hoşuna gitmez bu gelişmeler. Önce Ali Rıza Paşa Hükümeti istifaya zorlanır. 3 Mart 1920 günü amaçlarına ulaşırlar. Ertesi gün Mustafa Kemal bu istifayı, “İtilaf Devletleri’nin bağımsızlığa ve onura dokunan saldırılarına” bağlar.0 Yeni hükümeti 8 Mart’ta Salih Paşa kurar.0 Ancak o, İngilizlerin “Kuva-yı Milliye’ye karşı olduğunu açıkla.” baskısına boyun eğmez. Küplere biner İngilizler. “Türklere haddini bildirmek” gerektiği dillendirilmeye başlanır emperyalist cephede. Yazışmalar başlar ve ardı ardına yaptıkları toplantılardan sonra karar verirler.0 İstanbul’u işgal edeceklerdir. Kararlarını 16 Mart 1920 sabahı Şehzadebaşı Karakolu’na yaptıkları kanlı baskınla uygulamaya koyarlar.0 Hırslarını alamazlar. Mebuslar Meclisi’ni basarlar, milletvekillerini tutuklarlar, İstanbul’da “millici”, “kuvvacı” avı başlatırlar. Gece yarısı yatak odalarına girip vatanseverleri gecelik entarileriyle alırlar -tıpkı Göz Hekimi Dr. Esat Işık gibi-. On dört yaşında ciğerleri kan toplamış, hasta yatağında gözleri korkuyla bakan oğlunun gözleri önünde giyinmesine bile izin vermezler Esat Paşa’nın…0 Az önce görevden aldırdıkları Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’yı sabahın 06.00’sında yüz kişilik müfrezeyle bastıkları evinden, eski Genelkurmay Başkanı Cevat Çobanlı Paşa’yı Nişantaşı’ndaki konağından gözaltına alırlar.0 Milletin 85 vekilini ve 60’a yakın milliciyi önce Bekirağa Bölüğü’nde hapsederler sonra Malta adasına sürgüne gönderirler.


“milliyetçilerin bu zulme sesi ankara’dan yükselir. mustafa kemal paşa 16 mart’ta yayınladığı bildiriyle o gün osmanlı devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve egemenliğinin sona erdiğini açıklar.”

Ankara’da Açılan Meclis ve Damat Ferit Dördüncü Kez Koltukta…
Milliyetçilerin bu zulme sesi Ankara’dan yükselir. Mustafa Kemal Paşa 16 Mart’ta yayınladığı bildiriyle o gün Osmanlı Devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve egemenliğinin sona erdiğini açıklar. 17 ve 19 Mart 1920 tarihli genelgeleriyle kapatılan Meclis’in Ankara’da açılacağını duyurur. İstanbul’daki tutuklamaları da göz ardı etmez. Karşılıklılık ilkesini uygular, Anadolu’daki İtilaf subayları tutuklanır. Savunusu vatan ve millet olanlar işgal altındaki ülkede demokrasiye bağlılıklarını bir kere daha seçim yaparak gösterir. Yeni seçilen milletvekilleri ve İstanbul’dan kaçmayı başaranlar Ankara yolunu tutarken emperyalistlerin öfkesi iyice kabarır. Öfkelerini Salih Paşa Hükümeti’nden çıkarırlar önce. 2 Nisan günü istifa ettirirler. Yerine 5 Nisan’da değişmez sadrazamları Damat Ferit’i dördüncü kez koltuğa oturturlar. O da aldığı görevi fazlasıyla yerine getirir. Nasıl mı? “Paşalık” rütbesi verdiği Anzavur Ahmet’i Karesi (Balıkesir) mutasarrıfı olarak atar.0 “Kuva-yı Milliye”yi yok etmekle görevlendirir. 10 Nisan’da Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, Kuva-yı Milliye’yi kâfir ilan eder, üyelerinin katlinin dince uygun olduğunu bildiren fetvayı verir, 11 Nisan’da Vahideddin yayınlar.0 18 Nisan’da İngiliz desteğiyle “Kuva-yı İnzibatiye” adı verilen Halife Ordusu kurulur. Amacı, “Kuva-yı Milliye adı altında (…) şakileri” yok etmektir.0

Sadakat_mi_Liyakat_mi-3
Mustafa Kemal, silah arkadaşlarıyla Akşehir’de, 28 Temmuz 1922. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Yakup Şevki Paşa, Fahrettin Paşa…

Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki milliyetçiler de emperyalist işbirlikçisi Saray’a ve Sadrazam’a yanıt vermekte gecikmez. 6 Nisan’da kurulan Anadolu Ajansı ile kamuoyunu yönlendirecek etkin propaganda aracını faaliyete geçirir Mustafa Kemal. Kuva-yı Milliye de Anzavur’u İstanbul’a kaçmak zorunda bırakır.0 16 Nisan’da İstanbul’un fetvasına Ankara müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin fetvası ile yanıt verilir. Olaylara ve gerçeklere aykırı olarak yayınlanan fetvaların İslam dinince geçerli olamayacağına işaret eder fetva. Anadolu’da yüzlerce müftü ve din bilginince onaylanıp imzalanarak ajans ve gazeteler aracılığı ile kamuoyuna da duyurulur.0

Mustafa Kemal Paşa kararlıdır. Saray’ın ve Damat Ferit’in İngiliz politikasına geçit verilmeyecek, mutlaka zafere ulaşılacaktır. Bu düşüncesini İstanbul’dan dostlarıyla birlikte kaçıp Ankara’ya gelen Yunus Nadi Bey’e de özellikle vurgular: “…Milletin istiklâlini vatanın son kaya parçası üzerinde müdafaa edeceğiz, kurtaracağız veya -eğer mukadderse- öleceğiz. Fakat eminiz ki ölmeyeceğiz ve kurtaracağız.”0

Kurtuluşun Çaresi: Birleşmek…
Mustafa Kemal Paşa kurtuluşu birleşmekte görür. Komutanlardan başlayarak asker, sivil bütün milletin TBMM çatısı altında bir ve bütün olmasını isteyen çağrısını yapar. Neden böyle bir çağrı yapar? Zira sivil bürokratlarla ordu ve kolordu komutanları İstanbul’la olan hiyerarşik bağlarını hâlâ korumaktadır. Mustafa Kemal ise onları milletin yanına, Anadolu’ya çağırır. Çağrısı olumlu yanıt bulur. Kastamonu Valisi Cemal Bey, daha İstanbul’un işgalinin ertesinde, 17 Mart’ta, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafla vilayetinin “…bugünden itibaren (…) Heyet-i Temsiliye’yi Hükümet Merkezi” saydığını belirtir.0 6 Nisan’da 61. Tümen Komutanı Albay Kâzım (Özalp) Bey, 14. Kolordu ile ilgisini kestiğini bildirir.0 İstanbul Hükümeti ile yakın ilişkide olan 12. Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Bey ile Yusuf İzzet Paşa ise Nisan ayı içinde Heyet-i Temsiliye emrine girdikleri haberini ulaştırır Ankara’ya.0

Sadakat_mi_Liyakat_mi-4
“Mühim Bir Tamim: Bilcümle Erkân, Ümera ve Zâbitana”, Alemdar, 25 Nisan 1920.

20 Nisan’da ise Fevzi Paşa (Çakmak) Anadolu’ya geçmek üzere Kuşçalı’ya gelir. 22 Nisan 1920 günü ise Mustafa Kemal Paşa bütün vilayetlere gönderdiği genelgeyle “23 Nisan’dan itibaren bütün mülki ve askerî makamların, milletin başvuru yerinin” açılacak olan Meclis olacağını ilan eder.0

23 Nisan 1920 günü açılan TBMM, o günden itibaren egemenlik yetkisini kullanmaya başlar. İngilizler tam bu aşamada Damat Ferit’le yeni bir oyun kurar. Padişah’ın aynı zamanda Halife sanının olması elverişli zemin olur. Türk milletinin Müslüman kimliği sömürülmek istenir. Ve Damat Ferit 24 Nisan günü Halife-Padişah’ın sadık kulları için “Sadâkatnâme” başlıklı yemin metinleri bastırır. “Bilcümle erkân, ümera ve zâbitan” bu yemin metinleriyle “…şems-i şevket [ulu güneş] ve ikbâli asırlarca âleme şa’şaa-paş olmuş [parıltı yaymış] o muazzam taht-ı saltanat ve hilafetin etrafında” toplanmaya çağrılır.0

Sivillerin Yemin Metni:
“Şevketlu Halife ve Sevgili Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sâdis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma ve iktiza-yı halde uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve memuriyette bulunduğum müddetce siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime ve Hükümet-i Osmaniye’nin rıza-yı âlisi hilafında bir fiil ve harekette bulunmayacağıma. Vallah, Tallah, Billah.”

Askerlerin Yemin Metni:
“Baş Kumandan-ı Âzam ve Akdesimiz Şevketlu Halife ve Hakanımız Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sadis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma ve iktizay-ı halde uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve silk-i askeriyede kaldığım müddetçe siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime yemin ederim.
Vallah, Billah, Tallah.”

Siviller ve askerler için ayrı ayrı düzenlenir yemin metinleri. Yeminler ilgili amirin ya da üst rütbeli komutanın gözetiminde törenle yapılacaktır. Siviller metinleri okuyacak, ardından kimlik bilgilerini yazarak imzalayacaktır. Askerler ise komutanlarının önünde okuyup imzalayacak, isim, rütbe ve görevlerini yazacaktır.0

Anadolu’nun dört bir yanına gönderilir Sadâkatnâme metinleri. 26 Nisan’dan itibaren İstanbul’daki yandaş gazeteler yemin edenleri sütun sütun sayfalarına taşır. Hele askerlerin imzaladıkları daha bir abartılarak sunulur kamuoyuna, “Ordudan Yükselen Sadâkat Sesi” başlıklarıyla… Yüzlerce, binlerce isim sayılır gün gün… Anadolu’nun simge isimleri özellikle öne çıkarılır. Örneğin sivilleri temsilen Ankara Vali Vekili Yahya Galip’in (Kargı) yemini ve valilik görevlilerinin “yarışırcasına sadakati” öne çıkarılır. Komutanları temsil eden isim ise Kâzım Karabekir Paşa olur. Kolordusuna mensup askerler için yaptığı yemin töreni ballandıra ballandıra anlatılır.0

Sadakat_mi_Liyakat_mi-5
İleri/Vakit, 14 Mayıs 1920. 
Sadakat_mi_Liyakat_mi-6
Yahya Galip Bey ve Kâzım Karabekir Paşa’nın yemin törenleri. İleri, 7 Mayıs 1920.

Amaç bellidir. Padişah’a sadık sivil bürokrasi ile Anadolu’yu denetim altına almak, askerî bürokrasi ile orduyu içten parçalamak ve Türk milletinin uyanışına set çekmektir. Daha doğrusu kendi koltuklarını koruma pahasına emperyalizmin Türk yurdunu ve Türk milletini sömürmesine göz yummaktır.


“başaramazlar. zira millet bir kere uyanmış ve önderini bulmuştur. türk milleti vatanın kurtuluşuna, milletin özgürlüğüne mustafa kemal’in önderliğiyle ulaşacağına inanmıştır. inanmıştır çünkü mustafa kemal paşa o makama emperyalistlerin ya da onların işbirlikçilerinin arzusuyla gelmemiştir.”

Başaramazlar. Zira millet bir kere uyanmış ve önderini bulmuştur. Türk milleti vatanın kurtuluşuna, milletin özgürlüğüne Mustafa Kemal’in önderliğiyle ulaşacağına inanmıştır. İnanmıştır çünkü Mustafa Kemal Paşa o makama emperyalistlerin ya da onların işbirlikçilerinin arzusuyla gelmemiştir. O makamın gerisinde çağdaş okullarda alınan başarılı bir eğitim, Trablusgarp’tan Çanakkale’ye, Diyarbakır’dan Filistin’e kadar vatanı için döktüğü ter vardır. O makamın gerisinde Arapçadan Farsçaya, İngilizceden Fransızcaya her alandan üzerine notlar düşülmüş bir kütüphane vardır. O makamın gerisinde emperyalist altınlarına değil, vatanın her karış toprağına duyduğu bağlılık vardır. İdeali yüksek makamlara geçmek ya da para kazanmak değil, Türk milletinin özgür ve bağımsız yaşamasıdır. O bu ideali daha 12 Ocak 1914’te Sofya’dan Madam Corinne’e yazdığı mektupla açıklamıştır: “Benim tutkularım var hem de pek büyükleri. Bu tutkularım yüksek makamlar ya da büyük paralar elde etmek gibi maddi emelleri karşılamakla ilgili değil. Ben vatanıma faydalı bir hizmet yapmış olmanın iç huzurunu taşıyacak bir düşünceyi gerçekleştirmek istiyorum.”0

Zafere ulaşanlar sadık olanı değil layık olanı önder koltuğuna oturtanlardır. Sadık kullar zaferden sonra soluğu emperyalistlerin ülkesinde alacaklardır.0 #

DİPNOTLAR
  1. İleri, 3 Ekim 1919, No: 622, s. 1. ↩︎
  2. Alemdar, 13 Ocak 1920, No: 393-2693, s. 1. ↩︎
  3. Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, c. I, TDK Yayınları, Ankara, 1989, s. 500-507. ↩︎
  4. Kâzım Özalp, Milli Mücadele 1919-1922, c. I, TTK Yayınları, Ankara, 1971, s. 88-98. ↩︎