Dünyaca ünlü Fransız oyuncu Alain Delon 88 yaşında öldü. 1960’lardan itibaren sinemanın en tanınmış yüzlerinden biri olan Delon, yakışıklılığıyla bir seks sembolü olarak da anıldı. Aşırı Sağcı Fransız siyasetçi Le Pen ile olan yakınlığıyla bilinen ve maçoluğu nedeniyle de eleştirilen ünlü aktör, 2019’dan beri hastaydı ve ötanazi istediği basına yansımıştı.
Sinemanın “en yakışıklı” oyuncularından Alain Delon geçen ay öldü. 8 Kasım 1935’te Fransa-Sceaux’da doğan Fransız aktör, beyazperdeye ilk adımını 1957 tarihli “Quand la Femme s’en Mêle” (“Kadın İşe Karıştığında”) filmi ile atmıştı. Delon, kariyerinde Luchino Visconti, Jean-Luc Godard, Jean-Pierre Melville, Michelangelo Antonioni ve Louis Malle gibi ünlü yönetmenlerle çalıştı.
Hem oyunculuğu hem de özellikle fiziği ile dikkati çeken ünlü aktör, sadece sinemada değil, gündelik hayatta da “yakışıklılık” kavramını adeta yeniden tanımlamıştı. Delon’un sağlık durumu, 2019’da geçirdiği felç sonrası kötüleşmişti. Aktör o tarihten bu yana, Fransa’nın Douchy kentindeki malikanesinden pek çıkmıyordu. Delon’un ölümünün ardından Barbaros Gökdemir, Medyascope’taki köşesinde şunları yazdı:
unutulmaz aktörlerinden biri olarak tarihe geçti.
“… 1960’lar ve 1970’ler Avrupa sineması ile dünya sinemasında derin izler bırakmış ünlü Fransız oyuncu Alain Delon, 18 Ağustos’ta 88 yaşında hayata veda etti. Kendisinden üç yıl önce vefat eden Jean-Paul Belmondo ve Avrupa sinemasının diğer büyük yıldızları ve auteur yönetmenleri gibi, filmleri ve karakteriyle bir dönemi, bir üslubu ve tarzı; daha da önemlisi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya savaşları sonrasında doğan sinema akımını ardında bıraktı. Onu, canlandırdığı karanlık karakterler, fötr şapkası, sıradışı güzelliği, renkli gözleri ve çalıştığı Avrupalı ve Amerikalı usta yönetmenlerle hatırlıyoruz.
Ama madalyonun bambaşka bir yüzü de var. 2019’da Cannes Film Festivali’nde onur ödülü alan ünlü oyuncu, yapmış olduğu filmler kadar, kadınlarla olan oldukça sorunlu ilişkileri, birden fazla cinsel saldırı iddiası, homofobik-ırkçı-kadın karşıtı söylemleri ve aşırı Sağ görüşleri ile de aynı zamanda Fransız sinema perdesinin sorunlu Tanrısı.
Delon’a göre kariyerinin başlangıcı bir kaza; ancak kariyerinin durdurulamaz yükselişi öyle değil. 1956’da, hayatında ilk defa Cannes Film Festivali’ni Alfred Hitchcock filminde rol alan kız arkadaşı ile ziyaret etmesinin ardından film teklifleri almaya başlar ve ardı ardına rol aldığı “Plein Soleil” (1960), “Rocco ve Kardeşleri” (1960) ve L’Eclisse (1962) filmleri ile dünyaca tanınan bir yıldız haline gelir. Sinemaya adım attığı 1957’den itibaren başlayan popülaritesinin hiçbir zaman bitmediğini, katlanarak arttığını ve film yapmaya hiç ara vermediğini söyler. Cannes’da onur ödülünü alırken söyledikleri de dikkati çekicidir: “Ben o filmleri yapmak tabii isterdim ama sadece benim isteğimle olabilecek bir şey değildi bu. Benim yapmamı istiyorlardı! Özellikle de kadınlar. Bana filmlerimi kadınlar yaptırdı. Bu mesleği yapmam için savaştılar!…”
MEHMET GÜLERYÜZ (1938-2024)
Çağdaş sanatın duayen ismiydi
Ressam Mehmet Güleryüz çağdaş sanatın hem ülkemizdeki hem Avrupa’daki önemli imzalarından biriydi. Heykeltraş, oyuncu, yayıncı, dekor ve kostüm tasarımcısı ve hocaydı.
Ürettiği eserlerle sadece Türkiye’de değil dünyaca tanınan Mehmet Güleryüz, 86 yaşında hayata veda etti. 1938’de İstanbul’da doğan Güleryüz, Saint-Benoît Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Burayı bölüm birincisi olarak tamamladı. Öğrenciliği sırasında ve mezun olduktan sonra tiyatro ile yakından ilgilendi; profesyonel oyunculuk da yaptı.
Eğitimine Paris’te devam eden Güleryüz, ilk heykellerini bu dönemde yaptı. 1975’te Türkiye’ye döndü ve bir süre öğretim üyeliği yaptı. 1980’de gittiği New York’ta 5 yıl kaldı. 1984’te tekrar İstanbul’a döndü ve kurduğu atölyede sanat eğitimi verdi. 1986’da Kalın adlı sanat dergisini yayımlamaya başladı. 1989’da üstlendiği Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği kurucu başkanlığını 1992’ye kadar sürdürdü. Bu dönemde de kalıcı eserlere imza atan Güleryüz, kendi adını taşıyan atölyesinde sanat eğitimleri verdi. 1998’de Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisinin de aralarında bulunduğu 89 kişiye verilen “Devlet Sanatçısı” unvanının iptali için Danıştay’a başvurdu.
Ayşegül Sönmezay’ın sanatçı ile yaptığı söyleşiden oluşan kitap, Güldüğüme Bakmayın-Mehmet Güleryüz Kitabı adıyla İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 2004’te yayımlanmıştı. Sanatçı bu kitapta hayatını ve sanatçı duruşunu anlatırken ülkenin güncel durumuna, idarecilere ilişkin sert eleştiriler yöneltiyor; aynı zamanda kendisine ilişkin özeleştirilerde de bulunuyordu. 2013’ten bu yana çalışmalarını Paris’te sürdüren Güleryüz, bir süredir kanser tedavisi görmekteydi.
TOMRİS GİRİTLİOĞLU (1957-2024)
‘Dönem dizileri’ndeki klasik imza
Yönetmen, senarist ve yapımcı Tomris Giritlioğlu 67 yaşında yaşamını yitirdi. Aslen Hataylı olan Tomris Giritlioğlu, 1957’de Konya’da doğdu. TED Koleji ve Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra TRT’de çalışmaya başladı. 1977’de TRT Haber Dairesi Başkanı Aycan Giritlioğlu ile evlendi. Bu evliliğinden bir oğlu oldu. TRT’de çeşitli belgesellere imza atan Tomris Giritlioğlu ilk uzun metrajlı filmi, “Suyun Öteki Yanı”nı 1991’de çekti. Bu filmiyle birçok ödül aldı. Sinemada asıl ününü ise “Salkım Hanım’ın Taneleri” filmi ile kazandı. 2002’de TRT’den emekli oldu. Sanatçı, emekli olduktan sonra özel televizyonlar için dizi film projeleri üretmeye başladı. Dizilerin kiminde yapımcı kiminde ise proje tasarımcısı olarak görev aldı. “Kurşun Yarası”, “Çemberimde Gül Oya”, “Ihlamurlar Altında”, “Hatırla Sevgili”, “Karayılan”, “Asi”, “Gönülçelen”, “Kasaba”, “Bu Kalp Seni Unutur mu?”, “Her Şeye Rağmen” adlı yapımlar, Türk dizi sektöründeki “klasikler” arasında yer aldı.
METİN AROLAT (1972-2024)
‘Çapulcu’ sanatçının sahnede ölümü
Şarkıcı ve yönetmen Metin Arolat sahnede şarkı söylerken aniden fenalaştı ve yere yığıldı. Hastaneye kaldırılan sanatçı tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Henüz 52 yaşındaki Arolat’ın kalp krizi geçirdiği açıklandı. 1972 doğumlu Murat Arolat’ın babasının büyük dedesi Hasan İzzet Paşa, dedesi şair Ali Mümtaz Arolat, amcası gazeteci Osman Saffet Arolat, kuzeni ise mimar Emre Arolat’tı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun olan Arolat, ilk defa 1995’te çıkardığı albümle adını duyurmuştu. Metin Arolat 2013’te yaşanan Gezi hadiselerine aktif desteğiyle de biliniyordu. 2017’de cumhurbaşkanı adayı olan Erdoğan’ın vizyon belgesi toplantısına da davet edilen Metin Arolat, kendisini “Ben çapulcu Murat Arolat” diye tanıtmıştı. Arolat, toplantıya katılmasına gösterilen tepkinin ardından yaptığı açıklamada, Erdoğan’a “Siz dedikleriniz de biz dedikleriniz de, başı açık olan da kapalı olan da her zaman kopmadan biz olarak kalacağız…” dediğini söylemişti.
AHU TUĞBA (1955-2024)
Türk sinemasının cesur ve ‘vamp’ kadını
1970’lerin sonunda sinema oyunculuğuna başlayan Ahu Tuğba, ABD-Miami’de yaşamını yitirdi. Gerçek adı Tuğba Çetin olan oyuncu 1955’te İstanbul’da doğdu. Robert Lisesi’nden mezun olduktan sonra gittiği Kanada’da üniversite eğitimini yarım bıraktı. Tesadüfen sinemaya başlayan Çetin, Ahu Tuğba adını kullanmaya başladı. 1973’te başladığı sinema kariyerinde 50’ye yakın filmde rol aldı; esas ününe 80’li yıllarda ulaştı ve bu yılların “vamp kadın” sembollerinden biri oldu. Sinemanın krize girdiği yıllarda sahneye de çıkan Ahu Tuğba, evlilikleri ve yaşam tarzı ile de sürekli gündemdeydi; dobra sözleri ile hafızalara kazındı. Tam 10 defa evlenen ünlü oyuncunun Arnavut asıllı ABD vatandaşı Timmy Alejtanij ile yaptığı evlilikten bir kızı da oldu. Miami’de yaşayan oyuncu bir süredir tedavi görüyordu.
METE SAKPINAR (1954-2024)
Müstesna bir müzik insanı
1991’den beri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü hocalarından Mete Sakpınar 70 yaşında vefat etti. Son günlerine kadar konservatuvarda füg dersleri vermekte olan besteci-eğitimci 1954’te Ankara’da doğdu. Opera sanatçıları Hasbiye Sakpınar ile Sadi Sakpınar’ın oğlu olan sanatçı, ilk müzik eğitimini ailesinden aldı. 1975’te Ankara Devlet Konservatuvarı’na giren Mete Sakpınar eğitimine yurtdışında devam etti. Ürettiği eserler Türkiye ve yurtdışında birçok orkestra tarafından seslendirildi.







