Yapının ardında kalan insan

Kızılırmak havzasındaki kentlerde, görkemli eserleri hayranlıkla seyrederiz. Bunlar bir şahsın adını taşır, ama bizim için bu isim artık yapının adı olmuştur. Pervâne’nin, Torumtay’ın, Sahip Ata’nın kim olduğu üzerinde durmayız.

Kapadokya’daki gezi balonlarını herkes bilir. Sabahın erken saatlerindeki sohbetler de pek tatlıdır. İşte böyle bir anda, Kayseri’ye gide­ceğimizi söyleyen bir arkadaşıma, diğer turist “ama orada hiçbir şey yok ki” demiş. Bu ifade Kızılırmak Havzası’nı kendi bağlamında tanımadığımızı, zen­ginliklerini de tanıtamadığımızı göstermektedir.

Sivas’ın doğusunda doğan ve Bafra’dan Karadeniz’e dö­külen Kızılırmak’ın batıya doğru uzanan bir karnı vardır. Nehirlerin karnı diye sözünü ettiğim bu alanlar aslında iki nehir arası anlamındaki “mesopotamya”lara benzer. Ayrıca Kızılırmak’ın bir de Yeşilırmak’la oluşturduğu ikinci bir “mesopotamya” daha vardır. Anadolu tarihinde İstanbul ve Boğazlar merkezli olmayan siyasi oluşumlar, bu Kızılırmak mesopotamyasını kendilerine merkez edinmişlerdi. Hititlerden kalan Hattuşa (Boğazköy, şimdi Boğazkale), Alacahöyük Kültepe hep bu bölgededir. Bu yöre, Anadolu’ya gelen atalarımızın da ilk yerleşim alanla­rından biriydi.

Kuzeyden güneye doğru gidersek, Yeşilırmak kıyıla­rındaki Amasya, Tokat, Kızılırmak yakınındaki Kayseri, Nevşehir, Avanos, Kırşehir, Ankara çevresi (Keskin, Kalecik) gibi yerleşimlerin hep burada olduğunu görürüz. Bugün bu kentlere gittiğimizde, görkemli sanat eserlerini hayranlıkla seyrederiz. Bunlara Selçuklu devri yapıları diye bakarız. Bu sanat eserleri ge­nellikle bir şahsın adını taşırlar, ama bizim için onlar artık şahıs adı değil, yapının adı olmuşlardır. İlgili isek yapının özellikleri hak­kında bilgi sahibi olmak isteriz. Ama yapı onun adını taşısa bile yaptıranı merak etmeyiz. Hele yapan Sinan dışında biriyse, aklımıza bile gelmez.

Şimdi abideleri değil de ismini taşıdıkları kişileri dü­şünecek olursak: Amasya’daki Gökmedrese (yaptıran S. Torumtay) ile Kırşehir’deki Caca Bey, Konya’daki Mevlana, Sahip Ata ile aynı zamanda yaşamış­lardır. Bugün Tokat müzesi olan Tokat Gökmedresesi de yukarıda adları sayılan kişilerle hayatı en çok kesişen şahıs tarafından yaptırılmıştır. Bu şahsın adı Muinüddin Süleyman Pervâne’dir ve genellikle Pervâne olarak bilinir. Hükümdarın etrafında pervane olmaktan gelen bu unvanı, Muinüddin Süleyman kendi şahsı ile özleştirmiştir; o 1262-1277 yılları arasında Anadolu Selçuklu dünyasının en güçlü kişisi idi.

Selçuklular Kösedağ Savaşı’nda (1243) yenildikten son­ra, Moğol hakimiyetini tanımışlardı. Pervane’nin babası hemen koşturmuş ve Moğol kumandanı ile anlaşmıştı. O dönemde anlaşma demek külliyetli miktarda hediyeler, pişkeş ve senelik vergi takdim etmek demekti. Bu anlaş­ma oğlunun da işine yaramış ve Moğollarla iyi geçinmek suretiyle o da devlet hizmetinde yerini almıştı. Hatta 1243’ten sonra ilk on yılda ortaya çıkan güçlükleri, dirayeti ile yenmekte başarılı olan Celaleddin Karatay’ın (Karatay Medresesi 1251, şimdi müze) naiplik yaptığı zamanlarda, Pervane 25-30 yaşındayken Erzincan kumandanlığı için Seyfeddin Torumtay (Amasya Gökmedrese Camii, Torumtay türbesi 1267) ile mücadeleye girişmişti.

Aslen Rum olan, Müslüman kimliğiyle vakıflarda bu­lunan Celaleddin Karatay’ın ölümünden (1254) altı-yedi yıl sonra, Pervâne, Selçuklu tahtına kimin oturacağına karar veren kişi olmuştu. Birçokları gibi, o da İranlı bir aileden geliyordu. Onunla yıldızları her zaman barışmayan Sahip Ata (Sivas Gökmedrese, Konya Sahip Ata Hangâhı ve Türbesi) Fahreddin Ali ise Rumlu (Anadolulu) idi. Kısacası sadece binalara değil de onları yaptıran­lara, birbirleriyle ilişkilerine bak­tığımız zaman, Anadolu’yu yurt edinmiş ve abidevi sanat eserleri bırakmış bu devlet adamlarının farklı kökenlerden geldiklerini, İlhanlıların hizmetindeyken 1243-1277 arasında bu eserleri yaptırmış olduklarını öğrenebilir ve bunların neden Kızılırmak hav­zasında olduklarını anlayabilirdik.

Acaba binaları yaptıran bu şahısları bilmemiz-öğrenmemiz, yurdumuzun bu müstesna eser­lerini gerçekten benimsememize ve önemsememize yardım eder mi idi?

(ntv tarih Haziran 2011 sayısın­da yayımlanmıştır.)

ZAMANIN-IZINDE
Emir Celaleddin Karatay’ın yaptırdığı Konya’daki Karatay Medresesi’nin taç kapısı, 13. yüzyıl.