Sakin geçen 17. yüzyıl, İstanbul’un simgelerinden birini bağrından çıkardı. 19 yaşındaki Sultan 1. Ahmed’in Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırdığı Sultanahmet Camii, sonraki 400 yıl boyunca kente gelenlerin ilk ziyaret ettiği yerlerden biri oldu.
İstanbul’un 17. yüzyılı nispeten sakin bir dönem oldu ama kimi etkileyici anıtlar da ortaya çıktı. İstanbul’un fethinden sonra Hipodrom bir meydan olarak kalmıştı. Anıtlar, heykeller korunmuştu. Türkler onlara tılsımlı anlamlar yüklediler ve bunları enteresan hatıralar olarak sakladılar. Zamanla meydanın etrafında saraylar inşa edildi.
1609’da oldukça genç yaştaki Sultan Ahmed bu bölgeye büyük bir cami yaptırmak istedi. Ulema karşı çıktı, “İhtiyaç yok” dediler. Fakat sultan ısrar etti ve caminin yanında medreseden sıbyan mektebine, hamamdan imarete, hastaneden çeşme ve sebillere kadar birçok yapı inşa ettirdi. Muhtemelen kendisinin tasarlattığı türbe ise onun ölümünden sonra yapıldı. Külliye ve türbe, Ayasofya’nın karşısına, Hipodrom’un hemen bitişiğindeki kısma ve hatta Hipodrom’un ve İmparatorluk Sarayı’nın kalıntıları üzerinde inşa edildi. Böylece ziyaretçilerinin daha çok olması umut ediliyordu.
Hem süslemede hem mimari ayrıntılarda Osmanlı uygarlığının zirvesi olan Sultanahmet, yapılır yapılmaz şehrin simgesi hâline geldi. 6 minareli cami hikayesi, imparatorluğun her köşesine ulaştı. Osmanlı coğrafyasındaki evlerden kamu yapılarına kadar birçok yerde bu caminin imgesini taşıyan işaretler, tasvirler kullanıldı. 1665’te tamamlanan ama hâlâ Yeni Cami adıyla andığımız muhteşem anıt da Osmanlılarda valide sultanın gücünü ve zenginliğini göstermesi açısından önemliydi.
